Tıp fakültesi öğrencilerinin okul sırasında yaşayıp gördükleri ve öğrendiği bilgiler kişileri depresyona hatta intihara itebiliyor.
Tıp fakültesi öğrencilerinde depresyon adlı makalemizi Toronto Üniversitesinden Uzm. Klinik Psiyatr Caner Karaçay ve Hacettepe Üniversitesi'nden Uzm. Dr Serhat Gence ve Doç. Dr Hamiyet Sözen sizler için yazdı.
Depresyon terimi normal ile psikopatolojik uçlar arasındaki geniş bir emosyonel durum yelpazesini tanımlamak için kullanılmaktadır. Depresyon, en yalın şekliyle kedere, eleme benzer bir duygulanım durumu diye tarif edilebilir. Daha geniş anlamda ise duygulanımda elem, keder tarzında artma; düşünce içeriğinde değersizlik, yetersizlik, güçsüzlük, isteksizlik, karamsarlık; davranışlarda ise hipoaktivite ve durgunluk; fizyolojik işlevlerde yavaşlama gibi belirtileri içeren bir sendromdur.
Yayınlarda, tıbbi yardım için başvuranların yaklaşık dörtte üçünde psikiyatrik değerlendirmeyi gerektirecek düzeyde yakınmaların olduğu, bunların içinde de mizaç bozukluklarının (özellikle de depresyonun) en sık görülen psikiyatrik bozukluklar olduğuna dikkat çekilmektedir. Erişkinlerin yaklaşık beşte birinin, yaşamları boyunca en az bir kez, depresyon geçirme riski bulunduğu öne sürülmektedir. Birçok araştırmacı, özellikle daha genç yaşlardaki prevalans artışına dikkat çekerek, son yirmi beş yılda depresyon sıklığının arttığını bildirmektedir.
Bu konuda ülkemizde az sayıda yapılmış olan epidemiyolojik çalışmaların birinde, ruhsal sorunu olanların % 20, ruhsal bozukluk tanısı alanların ise % 5 dolaylarında olduğu rapor edilmiştir. Nevrozlar, Depresif Bozukluklar ve Psikosomatik Hastalıklar toplum içinde en yaygın görülen ruhsal bozukluklar olarak belirmektedirler. Aynı çalışmada, çeşitli düzeylerde depresif belirtiler % 20, klinik düzeyde depresyon ise % 10 gibi yüksek prevalans hızlanma sahip bulunmuştur.
Genel nüfusta depresif belirtilerin sıklığı, kadınlarda yaklaşık % 30-35, erkeklerde % 20-25 dolaylarında; depresif bozukluk görülme sıklığı ise kadınlarda yaklaşık % 15-20, erkeklerde ise % 10-15 olarak bildirilmektedir. Depresyon, bireylerin sosyal uyumunu, hayata bakış açısını ve geleceği algılayışını da önemli ölçüde etkileyen bir durumdur. Özellikle gençlerin yöneldikleri intihar girişimlerinde depresyonun birinci sırada yer aldığı bilinmektedir.
Ancak mizaç bozuklukların kullanılan kriterler normal popülasyonla kısmen örtüşmektedir. Hatta hastalık olmadığı halde yanlışlıkla hasta olarak değerlendirilen grubu tanımlamak için demoralizasyon terimi kullanılmıştır. Bu bakımdan bu çalışmada depresif bozukluk geçirenlerden çok, depresif belirti gösterenlerle ilgili değerlendirmeler yapılmış olacaktır. Ekonomik sorunlar, aile bunalımları, iş yaşamındaki çatışmalar ve doyumsuzluklardır, emeklilik, işini kaybetme, sevgi objesini kaybetme, beden sağlığının bozulması, benliğini örseleyen, inciten, onur kırıcı durumlarla karşılaşmak gibi pek çok psikososyal etken depresif bozukluğun ortaya çıkmasına yol açabilir.
Beck'e Göre Depresif Belirtiler
1. Emosyonel,
2. Bilişsel ve Motivasyonel,
3. Vejetatif ve Fiziksel olmak üzere üç kategoriye ayrılmaktadır.
Kederli duygudurum, kendinden hoşlanmama, doyumsuzluk, ilgi yitimi, ağlama nöbetleri ve neşesizlik emosyonel belirtiler kapsamındadır. Düşük kendilik değeri, olumsuz beklentiler, kendini suçlama ve eleştirme, kararsızlık, çarpıtılmış beden imgesi, motivasyon azalması ile intihar düşünceleri bilişsel ve motivasyonel belirtiler kapsamındadır. Vejetatif ve fiziksel belirtiler ise iştahsızlık, uyku bozukluğu, cinsel isteksizlik ve yorgunluğu içerir. Çeşitli çalışmalarda depresyon belirtilerinde değişik kültürlerde farklılıklar olduğu bildirilmiştir. Depresif belirtiler duygudurum bozuklukları tanısına göre de değişiklikler göstermektedir.
Bu çalışmada tıp fakültesi öğrencilerinde BDÖ’ ne göre depresif belirtilerin sıklık dağılımı incelenmiştir. Belirtilerin dağılım sıralamasının, yaş gruplarına göre, depresif olan ve olmayan gruplara göre ve klinik tanı almış hastalarla yapılan bir çalışmanın bulgularıyla karşılaştırılması yapılmıştır.
Denekler: Araştırmaya A.Ü.T.F’nde öğrenim gören, 26 kız, 658'i erkek olmak üzere toplam 684 öğrencinin anketi geçerli kabul edilerek değerlendirmeye alınmıştır.
Veri Toplama Araçları: Kendini değerlendirme ölçlerinden olan BDÖ'nin özgün biçimi 1961 yılında Beck ve ark. tarafından, uygulayıcıların derecelendirmesine yönelik olarak hazırlanmış, 1979 yılında ise hastanın kendini derecelendirdiği şekli geliştirilmiştir. Çoktan seçmeli bir ölçektir. Bu ölçek, depresyonun bilişsel içeriği daha belirgin olmak üzere duygusal, somatik, motivasyonel boyutlarını derecelendirerek depresif belirti ve bulgular hakkında bilgi verir.
Geçerlilik ve güvenirliği yüksek olup ülkemizde de geçerlilik ve güvenirlik çalışması yapılmıştır. Depresyon tanı ve derecelendirilmesi dışında, ilaç ve davranış tedavilerinin sonuçlarını değerlendirme konusunda da uygun olduğu ileri sürülen bu ölçekte, 21 depresif belirti ve tutum, 0 ile 3 arasında derecelendirilerek depresyonun şiddeti belirlenmektedir. BDÖ'nin değerlendirilmesinde 17 toplam puanı, genellikle depresif olan ve olmayan grupların belirlenmesinde kesme noktası olarak kabul edilmektedir.
İşlem: Araştırma 2009 yılında A.Ü.T.F öğrencileri arasında yapılmıştır. Anket formları dersliklerde topluca dağıtılarak doldurulması sağlandıktan sonra toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular SPSS 5.0 paket programı aracılığıyla değerlendirilmiştir.
Bulgular ve Tartışma: Öğrencilerin BDÖ'nin 21 belirti kategorisinden aldıkları ortalama puanlar hesaplanmıştır. Çalışabilirliğin ketlenmesi" ve "doyumsuzluk" belirtilerinin 1.14 ortalama değeri ile en yüksek puana sahip belirtiler olduğu görülmektedir. Köknel ve Bahadd ın majör depresyonlu hastalarda yaptığı çalışmada ise "yorgunluk" belirtisinin 2.22 ile 1. sırada ve "karamsarlık" belirtisinin 2.08 ile 2. sırada yer aldığı saptanmıştır. Ancak "intihar istekleri" belirtisi her iki çalışmada da en düşük ortalamayı alan belirti olarak saptanmıştır.
Öğrenciler, BDÖ'nin 21 belirti kategorisinden aldıkları toplam puanlara göre 17 kesme noktası kabul edilerek iki gruba ayrılmıştır. Bu gruplardan 17 ve üzerinde puan almış olanlar depresif olarak tanımlanıştır. BDÖ'nin 21 belirti kategorisi her iki grup için yeniden hesaplanmıştır Depresif öğrencilerde "cezalandırma duyumunun 1.82 puanla en yüksek ortalamaya sahip olduğu "doyumsuzluk" belirtisinin 1.71 çalışmaya katılan tüm öğrencilerin depresif belirti kategorilerinden aldıkları puan ortalamaları (n=672) puanla 2. sırada "çalışabilirliğin kademesi" belirtisinin 1.68 ile 3. sırada yer aldığı görülmektedir.
Bu sıralama tüm öğrenciler için yapılan belirti sıralamasından farklı olduğu gibi Köknel ve Bahadır'ın majör depresyonlularda yaptığı sıralamadan da farklılıklar göstermektedir. "İntihar istekleri" ise 0.46 puanla en son sırada bulunmuştur. Bu bulgu tam tersine diğerleriyle uyumludur "Çalışabilirliğin ketlenmesi" belirtisinin 0.85 puanla en yüksek ortalamaya sahip olduğu, "doyumsuzluk" ve "sinirlilik" belirtilerinin 0.84 puanla 2. ve 3. sıralarda yer aldığı saptanmıştır. intihar istekleri ise 0.07 puanla en son sırada yer almaktadır.
Öğrencilerden depresif gruba girenler, 20 yaş ve daha küçük olanlar ve 20 yaşından büyük olanlar şeklinde iki gruba ayrılmıştır. Depresif belirtilerin puan sıralaması yaş gruplarında farklılıklar göstermiştir. 20 yaş ve daha küçük olanlarda "ağlama nöbetleri" 1.79 ortalama ile 1. sırada, "doyumsuzluk" 1.69 ile 2. sırada ve "sinirlilik" 1.68 puanla 3. sırada yer almıştır. 20 yaşından büyük olanlarda ise "cezalandırma duyumu" 1.94 ile 1. sırada, "doyumsuzluk" 1.73 puanla 2. sırada ve "çalışabilirliğin ketlenmesi" 1.72 puanla 3. sırada yer almıştır.
20 yaş ve altındaki grupta "intihar istekleri" (.45)"zayıflamanın (.64) ardından en son sırada yer alırken, 20 yaşın üstü grupta "zayıflamanın (.41) önünde .46 puanla 20. sırada yer almıştır. Gruplar arasında belirti sıralamasında ortaya çıkan bu değişikliğin istatistiksel yönden anlamlı olup olmadığını anlamak için gruplara ait her bir belirtiden alınan ortalama puanlar karşılaştırılmıştır. Buna göre yaş grupları arasında cezalandırma duyumu, sosyal geri çekilme, uyku bozukluğu, zayıflama ve bedensel yakınmaların ortalama puanları bakımından anlamlı düzeyde farklılıklar bulunmuştur.
Bulguların gösterdiği bir başka sonuç da şudur. Özellikle depresif olan gruplarda cezalandırma duyumu, doyumsuzluk, ağlama nöbetleri ve sinirlilik gibi depresyonun emosyonel belirtileri ön plana çıkmaktadır. Köknel ve Bahadır'ın çalışmasında ise bedensel belirtiler ön plandadır.
Sonuç: Çalışmadan elde edilen bulgular ışığında, öğrenciler arasında saptanan depresif belirtilerin öncelik durumunun, klinik olarak majör depresyon tanısı almış hastalardan farklı olduğu anlaşılmaktadır. Öğrenciler arasındaki depresif belirtilerin önceliği, yaş grupları bakımından da farklılıklar göstermektedir. Aynı zamanda, BDÖ puanına göre depresif olan gruptaki belirtilerin öncelik durumu, depresif olmayan gruptakine göre farklılık göstermektedir. Ancak "intihar istekleri" tüm gruplarda en son sırada yer almaktadır. Ayrıca öğrenciler arasında depresyonun emosyonel belirtilerinin ön plana çıktığı görülmektedir.
|