Patolojik yas ve travmatik yasın yaşamımız üzerindeki etkisi. Sağlık haberleri.
Bu sağlık makalemizi Toronto Üniversitesi'den Psktr. Yard. Doç.Dr. Caner Karaçay sizler için yazdı.
Kayıplar, yaşamın doğal bir parçasıdır. Ölum ise son ve geri dönüşsüz kayıp yaşantısının prototipidir Birey kaybın ardından biyopsikososyal bir değişim içine girer ve bu değişim Freud (1917), tarafından yas çalışması olarak tanımlanmıştır Yas, kayıp yaşantısına verilen yeniden yapılanma tepkisi olarak tarif edilebilir. Bu tepkiyle bireyin kaybedilenle olan ilişkisine yatırdığı enerjisi kayıp dışındaki yaşama aktarılır O halde yas tepkisi yaşanması gereken ağrılı bir vaz geçiştir. Freud (1917), bu doğal tepkiye müdahale etmemek gerektiğini öne sürmüştür Lindermann (1944), yasa ruhsal ve bedensel belirtileri olan kesin sınırlı bir sendrom olarak yaklaşmıştır.
Bu sürece ait beş patognomatik özellikle tanımlamıştır:
1. Bedensel sıkıntılar, 2. Ölene ait şeylerle uğraş, 3. Suçluluk , 4. Düşmanca tepkiler, 5. Durup giden davranış örüntülerinin değiştirilmesi,
Engel (1961) ise, yasın hastalık olup olmadığını sorgularken aslında bu sürecin beklenilenin dışında gelişmesinin bir bozukluğa yol açabileceğini ileri sürmüştür. Engel yas sürecini üç bölüme ayırmıştır :
1. Şok ve inkâr, 2. Kayıp yaşantısının süreç içinde giderek kabul edilmesi, 3. Yeniden yapılanma,
Bowlby ve Parkes (1970) bu sürece ait dört dönem tarif etmiştir:
1. Ani bir öfke patlamasıyla kesintiye uğrayan genel bir tepkisizlik hali (saatler-günler), 2. Ölenle ilgili arama-araştırma hali (aylarca süren), 3. Dezorganizasyon ve ümitsizlik yaşantısı, 4. Yeniden yapılanma ve yasın tamamlanması,
Her ne kadar, araştırmacılar birbirine benzer süreç modelleri tanımlasa da yas sürecinde bireysel farklılıklar vardır Bu farklılık biyopsikososyal faktörlerle belirlenir. Kişinin baş etme yetenekleri, kişilik yapısı, yaşam deneyimleri, sosyal destek sistemleri, kişilerarası ilişkileri, ölen kişinin bireyin hayatındaki yeri ve anlamı bu sürecin doğasını, gidişatını ve işlevselliğini belirler. Yas sürecinde bireysel faktörler kadar kültürel faktörler de önemlidir Bizim toplumumuzda ölünün arkasından birtakım dini ve kültürel kaynaklı, kayıp yaşantısı yakınlar arasında paylaşılır. Kaybın olduğu günden başlayarak 7, 40 , 52 , günlerde paylaşılarak yaşanılan ritüeller süreç için kolaylaştırıcı faktörlerdir. Ortalama 6 ay-1 yıl yaslı kişinin desteklenmesi sorunlarının paylaşılması söz konusudur Ama bir taraftan da yıl dönümleri gibi yaşantılar da bireyi bir kez daha zorlar. Diğer kültürlerde de buna benzer onarıcı ve destekleyici tutum ve inançlar yaşanmaktadır
Genel olarak yas sürecinde birey birkaç hafta içinde iş yaşamına dönebilir, birkaç ay içinde sosyal rolleri ile denge kurmaya ve yaklaşık 6 ay-1 yıl içinde de yeni ve sağlıklı ilişkilerle hayatına yeni bir yön vermeye başlayabilir.
a. Patolojik Yas Kavramına Yaklaşım
Yas süreci, birey enerjisini kayıp dışındaki yaşama yeterli olarak aktardığın da tamamlanır. Bu yas sürecinin işlevselliğine işaret eder. Ancak süreç işlevselliğini kaybederse ya da beklenilenin dışında gelişirse patolojik yastan bahsedilir. Patolojik Yas, Komplike Yas, Anormal Yas, Atipik Yas, Çözülmemiş Yas terimleriyle bugüne kadar birçok ifade de kullanılan bu durum Lindemann (1944) tarafından şu şekilde sınıflandırılmıştır
1. Gecikmiş yas tepkisi bireyin, tepkisinin gecikmesi, beklenilen zamandan sonra ortaya çıkmasıdır, anormal davranışlar içermez, 2. Çarpıtılmış yas tepkisi,
a. Beklenilenden fazla aktivite göstermesi , b. Ölenin şikayetlerini taklit etmesi, c. Psikosomatik durumların ortaya çıkması (Ülseratif Kolit, Romatoid artrit), d. Kişiler arası ilişkilerde bozulma olması, e. Belirli kişilere beklenilenin dışında düşmanca tutum sergilemesi, f. Kabul edilemeyen öfke ve düşmanca duygularla başedebilmek için robot gibi davranması, g. Sosyal ilişkilerinde yetersizlik gözlenmesi, h. Ekonomik ve sosyal alanda kendine zarar verici davranışlar sergilemesi, i. İntihar riski yüksek olan ajite depresyon tablosunun ortaya çıkması,
Daha sonra patolojik yasla ilgili olarak üç ayrı tip belirlenmiştir:
1. Kronik yas tepkisi, 2. Hipertrofik yas tepkisi, 3. Uzamış yas tepkisi,
Birbirinden bağımsız araştırmacıların benzer olarak tanımladıkları ve sınıflandırdıkları patolojik yasın ayrı bir klinik tablo olduğuna dair veriler artmaktadır Prigerson (1996), patolojik yasın depresyon ve anksiyete semptomlarından ayrıştırılabilir semptomları olan bir klinik tablo olarak bireyin fiziksel ve ruhsal sağlığı için bir risk faktörü olduğunu ileri sürerken, McDermott ve ark. (1997) patolojik yas vakalarının EEG bulgularının depresyondan farklılığına işaret etmiş, Jacobs ve ark (1987) patolojik yas vakalarının trisiklik antidepresanlara yanıtının depresyon vakalarına göre yetersiz olduğunu bildirmiştir Schuchter ve ark (1986) patolojik yas vakalarında deksametazon süpresyon testindeki baskılanmanın fobik ve anksiyöz vakalarından fazla, depresyon vakalarından az olduğunu saptamıştır
b. Travmatik Yas Kavramına Yaklaşım
Patolojik yasın ayrı bir klinik tablo olduğuna dair veriler artarken tanı kriterlerinin yapılandırılması çalışmaları da gündeme gelmiştir 1997 Ocak ayında, Prigerson ve arkadaşları tarafından düzenlenen bir panelde patolojik yas ile ilgili yapılan çalışmaların ışığında, travmatik yas teriminin kullanılması önerilmiştir Horovvitz (1997), Patolojik yasın, bir tür strese yanıt sendromu oluduğunu ileri sürmüştür. Patolojik yasta ortaya çıkan inkar, kızgınlık, şok, kaçınma tepkisizlik, bir geleceğinin olmadığı hissi, güvenliğinin parçalandığı hissi semptomlarının, Travma Sonrası Stres Bozukluğu semptomları ile benzerliğine dikkati çekmiştir Bundan dolayı Horovvitz ve Prigerson (1997) patolojik yas için travmatik yas teriminin kullanılmasını önermişlerdir Buradaki travma kelimesi, ayrılık yaşantısının travmatize edici potansiyeline de işaret eder. Böylece travmatik yas teriminin, patolojik yastaki hem travmatik yaşantı semptomlarını hem de ayrılık yaşantısının ortaya çıkardığı semptomları tanımlayabileceğini ilen sürmüşlerdir. Diğer taraftan Raphael ve Martınek (1997) travmatik yas terimini, ölümün, deprem, fiziksel saldırı gibi travma sonrası stres bozukluğu tanı kriterlerinde tanımlanan travmatik yaşantılarla olması durumunda ortaya çıkan patolojik yas için kullanılmasını önermişlerdir 1997'de oy birliği ile oluşturulup 350 vakada özgüllüğü ve duyarlılığı saptanarak tekrar şekillendirilen tanı kriterleri şunlardır:
A.Kriterleri
1. Birey kendisi için önemli bir yakınını kaybetmiştir, 2. En azından aşağıdaki belirtilerden üçü zaman zaman ortaya çıkar: a. Ölenle ilgili istenmeyen tekrarlayıcı düşünceler, b. Ölen kişiyi istemek, c. Ölen kişiyi aramak, d. Ölümle ortaya çıkan yalnızlık,
B. Kriterleri
Aşağıdaki belirtilerden en az dört tanesi çoğu zaman ortaya çıkar:
1. Gelecekte hiçbir şeyden sonuç alamayacağım hissi ya da genel bir amaçsızlık hali, 2. Öznel olarak uyuşukluk, tepkisizlik hissi ya da emosyonel yanıt yokluğu, 3. Olüm gerçeğini kavramada zorlanma (inanmama), 4. Hayatın anlamsız ve boş olduğu hissi, 5. Kendine ait bir parçasının yok olduğu hissi, 6. Varolan inandığı dünyanın parçalanması (güvenlik kaybı, kontrol kaybı hissi), 7. Ölen kişiye ait semptomların devam ettirilmesi ya da ölen kişiyle ilişkili zarar verici davranış sergileme, 8. Artmış uyarılmışlık hali, tepkilerinde kırıcı olma ya da ölümle ilgili aşırı öfke duyma,
C. Kriteri
Semptomların en azından iki aydır var olması gerekir, Horovvıtz'e (1997) göre ise 14 aylık bir süre gerekmektedir.
D. Kriteri
Varolan tablo, bireyin sosyal ve mesleki yaşamında ve diğer önemli alanlar da belirgin olarak fonksiyon kaybına yol açar C ve D kriterleri için yeterli veriye sahip olmadıklarını belirten çalışmacılar süre ve fonksiyon kaybı kriterlerinin güvenilirlik ve geçerliliği, travmatik yas olası alt tiplerinin belirlenmesi örneğin gecikmiş yas yaşantısı ile ilgili yeni yaklaşımlar, vakaların yaşları-cinsiyatleri-kültürel özellikleri; ölen kişiyle yakınlık derecesi, ölümün meydana geliş şekli gibi değişkenlerin klinik tablodaki etkisinin belirlenmesi, diğer kayıp yaşantılarında ortaya çıkan tablo ile ilgili yeni yaklaşımlarda buradaki bilgilerin kullanılabilirliği, tanı kriterlerinin uluslararası standardizasyonu için ileri çalışmalara ihtiyaç olduğunu bildirmişlerdir
Travmatik yas ve travma sonrası stres bozukluğunun ayrı birer klinik tablo olduğunu ileri süren çalışmacılar, her iki durumun birlikte bulunabilirliği olasılığının yüksek olduğunu klinik ayırıcı tanının hastaya yaklaşımı değiştirebileceğini ve yine her ikisinin de birer travmatik strese yanıt tipi olarak Travmatik Spektrum Bozuklukları’na yaklaşımda yeni bir kapı açabileceğini de öne sürmüşlerdir. Yeni yapılandırılan bu tanı kriterleri ile yapılan çalışmalarda patolojik yeni yaklaşımla travmatik yas tanısı alan vakalarda, yaşam kalitesinde belirgin düşme olduğu ve intihar riskinin arttığı saptanmıştır. Nitekim Prigerson ve ark.nın (1997) intihar eden ergenlerin arkadaşlarından (n=76) travmatik yas kriterleriyle yaptıkları bir çalışmada bu tanıyı alan grupta (n=15) intihar olasılığı riskinin olmayan gruba göre beş kat fazla olduğu bildirilmiştir Yine Silverman ve ark nın (2000) eşlerini kaybeden kişilerde (n=67) bu tanı kriterleri ile yaptıkları diğer bir çalışmada tanı alan vakaların (% 63) fiziksel-sosyal-mental işlevlerinin hem tanı almayan gruba hem de majör depresyon grubuna göre daha kotü olduğu bildirilmiştir.
Sonuç olarak; bu yeni yaklaşım, patolojik yas vakalarının erken saptanıp, ayırdedilmesini, böylece daha erken ve özgün tedavi olmalarını ve bu tablonun sıklığını, risk faktörlerini, prognozunu, norobiyolojisini ve korunma yollarını araştırmayı kolaylaştırabilir.
|